SORUMLULUK DUYGUSU

Sorumluluk kazandırmak sanıldığı kadar kolay bir iş değildir. Bazı şartlara sabırla uymak gerekir.

AŞIRI İYİ ANNE BABA OLMAK
Bazı anne babalar çocuklarına karşı o kadar iyi oluyorlar ki, çocuğun her dediğini anında yetiştirmek için seferber oluyorlar. Sabah uyanmasından, akşam uyumasına kadar her an çocuğun peşinden ayrılmıyorlar. Çocuk kendini tek parmağıyla dünyaları ayağına seren sihirli bir güç olarak algılamaya başlıyor. Yemeğini anne yediriyor, kıyafetini anne giydiriyor, ayakkabısını baba bağlıyor,çantasını baba taşıyor, defterini, kitabını evde unuttuğunda baba okula getiriyor. Çocuk biraz büyüdüğünde şikayetler de başlıyor: “bizim çocuk tek başına bir iş yapamıyor” diye.
Anne baba çocuğun etrafında pır dönerse her işlerini onun yerine yaparsa çocuk, kendi işini kendi yapmayı ister mi? Buna özenir mi? Başarma duygusunu tadamadığı gibi, kendine güven ve sorumluluk duygularını da kazanamaz.
İlköğretim öğrencisinin dişleri olduğu halde elma yiyemediğine şahit oldunuz mu hiç? Çocuk, elmayı ağzında evirip çeviriyor, ama yiyemiyor. Çünkü annesi elmayı hep püre halinde yedirmiş. Çocuğuna merhamet edip iyilik yapmış ama çocuk dişlerini nasıl kullanacağını bilmiyor!
Bir diğer öğrenci ayakkabılarını nasıl bağlanacağını bilmiyor. Çünkü ayakkabılarını hep babası bağlamış. E bu çocuk her yere babasını da mı götürecek?
Çocuklarda biraz naz da oluyor. Mesela iki çocuk oynarken düşüyorlar. Etraflarına bakınıyorlar. Eğer birileri onlara doğru vah vah mimiğiyle yaklaşıyorsa, basıyorlar çığlığı. Yok, etrafta dikkatlerini çektikleri kimsecikler yoksa ağlamadan kendileri kalkıyorlar.
Hiçbir ebeveyn yavrusunun acı çekmesini istemez. Fakat kendi ayakları üzerinde durmasını ister. Bunun için bazı acılarla kendi başına baş etmesine müsaade etmelidir. Bir adam bir gün, bahçede dolaşırken, bir kelebeğin, kozasından çıkmaya çabaladığını görür. Onun bu gayretine yardımda bulunmak için kozanın kenarını birazcık açıverir. Kozasından kolayca çıkan kelebek hemen uçacağı yerde, kıvranmaya başlar. Adam sonradan öğrenir ki; kelebekler kozalarından çıkarken, kanatlarını güçlendirirler, uçuşa hazır hale getirirler. Adam güya kelebeğin kozadan çıkışını kolaylaştırdı ama, onu uçuramadı. Kelebek de bir günlük ömründe gökyüzünü tadamadı.
İyilik yapacağız derken kötülüğe sebep olmayalım. Her isteği, ailesi tarafından emir telakki edilen çocuk, ileride, sürekli yardım bekleyen, kendi beceri ve yeteneklerine güvenmeyen biri olur.

ELEŞTİRMEK
Çocukların risk almak, başarısızlığa uğramak ve reddedilmekten ne kadar korkacaklarını belirleyen şey, genellikle yetiştirilme tarzlarıdır.
Çocuklar, sürekli eleştiriye maruz kalırlarsa, genellikle başarısızlık korkusu geliştirirler.
Çocuklar, en çok anne babalarından duydukları şeylere inanma eğilimindedirler. Anne baba çocuğuna bir şeyi başarabileceğine dair güvenir ve bunu ona hissettirirse, çocuk bunu gerçekleştirebilmek için var gücüyle çalışır. Eleştirirse çocuk da “ben nasıl olsa bunu yapamam” der ve içine kapanır. Eleştiri güvensizliğin belirtisidir. Bir çocuğa bağırdığınızda, onu kızgınlıkla eleştirdiğinizde yada kişiliğine saldırdığınızda, anda bir daha yeni şeyler denem yada risk alma cesareti kalır mı?
Kendimizi onların yerine koyup bir an düşünelim: çocuklarımız eğer ergenliğe girmemişlerse bizden oldukça kısadırlar. Kendiniz oturun ve eşiniz de sizin yanınızda ayakta dursun ve size kızgınlıkla bir şeyler söylesin. Neler hissettiniz? Ona bakmakta zaten zorlanıyordunuz, artık bakış açınızı olumluya çevirmekte de zorlanıyor olabilirsiniz.
Çocuklar başarıları yada başarısızlıkları ne olursa olsun, anne babaları tarafından koşulsuzca sevildiklerini bilmek isterler ve bu çocukların yaş sınırı yoktur. Orta yaşlı olabilirsiniz ama hala ailenizin sizden övgüyle bahsetmesi sizi onurlandırır.
Çocuklarınızı başkalarının yanında asla azarlamayın. Eğer, onları başkalarının yanında küçük düşürürseniz, çocuğunuzda, kendine güvensizlik, aşağılık kompleksi yada kalabalıktan kaçma gibi kişilik bozuklukları oluşabilir. Başkalarının yanında küçük düşürülen çocukta “intikam alma duygusu” uyanacaktır. Bu nedenle çocuk, evde misafir varken, gezmeye gittiğinizde, sizden intikam almak için hiç beklemediğiniz bir davranışlar gösterebilirler.
Karşılığını beklemeden gülümseyin; büyük ihtimalle karşınızdaki de size gülümseyecektir.

HATA YAPMA CESARETİ GELİŞTİRİLMELİDİR
Anne babalarda çocukları hakkında “kendi başına karar verebilir” inancı olmalıdır. Böylece çocuk, karşılaştığı problemleri daha kolay çözebilir. Zorluklar karşısında yılmadan mücadele edebilir. Özgüveni artar. Çünkü hata yapmaya fırsatı vardır. “benim çocuğum hata yapamaz. Her şey tam ve kusursuz olmalı” dersek, çocuğumuzun cesareti kırılır. Her iş gözünde büyür ve asla yapmayı göze alamaz. Girişimciliği önlenir, özgüveni kaybolur, çekingen bir hale gelir. Hata yapmamak için hiçbir şey yapmamaya başlar.
Çevremizde başarısızlığa uğramamış, bir tek bile başarılı insan bulamazsınız. Fakat başarıya ulaşmamış, bir çok insan görebilirsiniz. (Abraham Lincoln)
Bazı insanlar başladıkları işleri en ufak bir zorlukla yüz yüze kaldıklarında bırakırlar. Başarıya ulaşamayan insanların çoğu, başlamadan pes eden insanlardır. Başarılı olanlarsa, sonuna kadar mücadele edenlerdir. ( nasıl ki: Doktora gittiğimizde, verilen ilacı birkaç gün kullandıktan sonra “tamam artık iyileştim” diye bırakırsak, hastalık kısa süre sonra tekrarlar. Fakat ilaçların acılığına aldırmadan sonuna kadar kullanırsak tedavi olmuş oluruz.) O başarılı insanlar, çocuğun kendi başına iş yapmasını teşvik eden, onu hata yapsa bile yüreklendiren anne babaların çocuklarıdır. Bu tip anne babalar da sorumluluk sahibi, yaptığı işin sonucunu düşünen anne babalarda çıkar. (paşalar, genelde “paşa oğlum” diye sevilen çocukların arasından çıkar.)

SORUMLULUK VERİN
Sorumluluk hissi büyümenin bir parçasıdır. Çocuğumuza ne kadar sorumluluk veriyorsak o kadar çok büyüyordur. 12 yaşındaki oğlunuza iş yerinizin anahtarını teslim edebiliyorsanız, o büyümüştür. Bu güveni size verebilmiştir. Fakat 22 yaşındaki çocuğunuza hala anahtar bırakamıyorsanız, hatta onun yapması gereken işleri bile üstleniyorsanız, oğlunuz yaşça büyümüştür, fakat sorumluluklarını alamamıştır.
Aşırı iyi anne babalar tarafından yetiştirilen çocukların sorumluluklarını tam olarak yerine getiremediklerini daha sık görürüz. Bir öğrencimiz, resim dersine dokümansız geliyordu. Çoğu arkadaşı malzemelerini getirdiği halde o ısrarla getirmiyordu. Sonra oturup konuştuk. Eski okulunda resim öğretmeninin, toplu halde tüm malzemeleri aldığını, kendi dolabında sakladığını, derse gelirken de onları getirip çocuklara dağıttığını anlattı. Yani çocuğun sorumluluğunu öğretmen üstlenmişti. Evde ise bu sorunla daha fazla karşılaşılabiliyor. Anne, çocuğu liseye hatta üniversiteye gidene kadar, onun her ihtiyacını karşılıyor. Odasını topluyor, sabahları kaldırıyor, yemekleri onun isteğine göre hazırlıyor, çocuk bir yanlış yaptığında onun yerine hatasını düzeltiyor ( bu konuda öğretmenleriyle tartışmaya bile giriyor),… ve sonra da çocuk 15 yaşına geldiğinde tüm sorumluluklarını hemen üstlenmesini, yaşına uygun davranmasını bekliyor. Ben bunun sıkıntısını üniversiteyi kazandığımda yaşadım. Evde ders çalışayım, sınava hazırlanayım, kitap okuyayım diye, anne bize pek iş yaptırmazdı. Ev hanımı olduğu için her işimizle fazlasıyla ilgilenir, işe elimizi deydirmezdi. Üniversiteyi kazanıp ailemden uzak ev hayatı yaşamaya başladığımda çok zorlandım. Yemek yapmayı bilmem, temizlik zar zor yaparım, faturalar, dersler, sabah erkenden kalk, kahvaltı hazırla, uykulu gözlerle ye, hazırlan, derse yetiş, akşam geldin yemek yok derken çok yoruldum. Hatta “annem çalışan bir bayan olsaydı keşke de biz de başımızın çaresine bakmayı erken yaşta öğrenseydik” dediğim bile çok olmuştur. Nihayet şimdi öğrendik ama ilk başlarda çok zorlandım.
19 yaşındaki genci hala sabahları annesi kaldırır. İyi kaldırsın da bu genç kendiliğinden uyanmayı ne zaman öğrenecek? Yoksa yanında çalar saat yerine annesini mi taşıyıp duracak?
Kız telefonda saatlerce konuşur. Telefon faturası çok geliyor diye anne telefona şifre koydurur. Peki kız az konuşmayı öğrenmiş olur mu? Bir boşluk yakaladığında yine uzun uzun konuşmaz mı?
Bir aile ise lisede okuyan kızlarına günlük harçlık vermektedir. Çünkü kızları haftalık harçlığını bir anda bitiriyormuş. Peki bu kız üniversiteyi kazandığında da günlük harçlık mı gönderecekler? Bu kız elindekiyle bir süre geçinmeyi ne zaman ve nasıl öğrenecek?
Zamanında görev ve sorumluluk verilmeyen çocuklar, çok üstün zekalar olsalar bile sorumluluk hissini yeterince taşıyamıyorlar. Çocuklarımızın büyüyebilmesi için, onların yaşlarına, fiziki yapılarına, yetenek ve kapasitelerine uygun görev ve sorumluluk vermek gerekiyor. Bu sorumlulukları zamanında verdiğinizde çocuğunuza sorumluluklarını hatırlatıp dururken kendinizi yıpratmaktan kurtulursunuz. Anne babaya “yemek hazırla, işe git” diyen yok ama onlar görevlerini yapıyorlar. Çocuğunuza da sorumluluklarını zamanında verirseniz, ona da ödevlerini yapması, ders çalışması gerektiğini hatırlatmak zorunda kalmazsınız.
Evle ilgili bazı işleri yaptığında ona para vermek de pek akıllıca değildir. Zira, kimse anne babaya ev işlerini yapıyorlar diye para vermemektedir.

HER ŞEYİ KONTROL ALTINDA TUTMAYA ÇALIŞMAYIN
Bazı anne babalar çocuklarının her yaptıklarını bilmek isterler ki, çocukları yanlı yaptığında hemen haberdar olsunlar ve hemen yanında olsunlar. Tabi her yaptığını bilmesi için anne baba çocuktan, sadece kendi komutlarıyla hareket etmesini isteyecektir. Böylelikle çocuğun ne yaptığını her zaman bilmiş olacaktır.
“otur çocuğum” otursun, “kalk çocuğum” kalksın, “yürü çocuğum” yürüsün, “nefes al çocuğum” alsın. Böylece çocuğun her şeyi denetlenmiş olur. Bu tarz anne babalar çocuğun her an her yerde kendisine ihtiyacı olduğunu düşünürler ve çok aşırı korurlar. Çocuğa, çocuğun iyiliği için baskı yaparlar.
Çocuk, cam bir eşyayı kaldırıyor, “dikkat et evladım, kırmadan götür.” Çocuk onun cam olduğunu ve düştüğünde kırılacağını bilmiyor mu? Bildiği şeyler için çocuklarımıza neden öğütler veririz ki?
Anne baba aslında her şeyine karışırken aslında iyi niyetle yola çıkıyorlar. Korusunlar, doğruyu hatırlatıp, çocuğun olumlu davranış geliştirmesini sağlasınlar. Ancak sürekli yaptığına karışılan çocuk, artık karşı çıkmaya, direnç göstermeye başlar. Zor durumda kaldığında, kontrolden uzaklaşmak için kaçar, yalan söyler, çalmaya bile meyleder. En önemlisi çocukta özgüven gelişmez.
Aileler, genelde çocuklarının onları anlamadığından ve ileride tüm emeklerini hiçe sayıp onları unutacaklarından yakınırlar. Çocuk her ne kadar annesini babasını çok sevdiğini söylese de onlar, ısrarla “şimdi seviyorsun ama ileride evlendiğin kişi bakalım bizi sevmene fırsat verecek mi? Sen evlenince bizi unutursun.” Derler. Çocuk evlendiğinde eşine biraz zaman ayırsa aile, kehanetlerinin doğrulandığını çocuğun yüzüne vururlar. Anne babasına fazla zaman ayırsa kendi ailesini ihmal eder. Bu dengeyi kuramaması için küçüklüğünden beri şartlanmıştır. Eşiyle çok mutlu olduğu zamanlarda bile suçluluk duyar.
Çocuklarınızı kontrol edeyim derken, günlüklerini gizlice okumayın. Yaptığı şeylerden pişman olmayacağına, pişman olacağı şeyleri yapmayacağına güvenmelisiniz. Çocuk size güvenmezse, özgüveni nasıl kazanacak?

ÇOCUK HATALARINDAN DERS ALMALIDIR
Çocukların hata yapmalarına fırsatlar vermeliyiz dedik. Çocuk hata yaptı diyelim. Peki nasıl bir tavır sergileyeceğiz?
Çocuklar yaptıkları hatalardan ders çıkarmalıdırlar. Fedakarlık yapalım derken, onların suçlarını üstlenelim demeyelim. Çocuk yanlış yaptığında karşılığını görmelidir. Örneğin sokakta top oynarken, komşunun camını kıran çocuk o camın parasını kendi cebinden ödemelidir. Siz ona acıyıp, cam parasını kendi cebinizden öderseniz, tekrar aynı yerde top oynamaya devam edecektir. Bu konuda evde yaşayan diğer büyüklere de dikkat edilmelidir. Genelde büyük anne ve büyük babalar, torunlarına kıyamadıkları için, ve bazen anneler babalar da, çocuğa yardım etmek isterler. Böylece babanın vermek istediği sorumluluk bilinci yarıda kalmış olur.
Anne baba olmak kolay değildir. Çocuklarınızın nasıl insanlar olacağı konusunda her hangi bir güvenceniz yoktur. Gün gelecek hepimiz geriye dönüp baktığınızda çocuklarınızı iyi yetiştirmek için elinizden gelen çabayı harcadığınızdan emin olmak isteyeceksiniz. Çocuklarınız istediğiniz gibi değil, yetiştirdiğiniz gibi olacaklardır.
Bazı babalar, çocuk eğitiminin sadece annenin işi olduğunu sanırlar. Baba ekonomik rahatlık sağlayacak anne çocukları yetiştirecektir. Halbuki, bir sandal tek kürekle ne kadar yol gidebilir? Hadi çok uzun yol aldı diyelim peki nasıl bir yol alır hiç düşündünüz mü? O sandal tek kürekle bir daire çizer ve başladığı yere döner. Dairenin büyüklüğü küçüklüğü önemli değildir. Önemli olan onca çabaya rağmen gelinen noktadır.
Bir çiçeği, karanlık bir odada sadece sularsanız o çiçek çürür. Güneşin altında susuz bırakırsanız kurur. Güneşin hem suya hem güneşe ihtiyacı vardır.

HAYATINIZI KENDİNİZ BELİRLEYİN
Bazı anne babalar çocuklarının eksiksiz olmasını isterler. Bunu bazen “başkaları ne der?” düşüncesiyle yaparlar. Başkalarının ne düşündüğü aslında önemli değildir. Önemli olan çocuğun kendi eksiğini düzeltmek için gayret göstermesi değil mi? Öyleyse bırakalım çocuklarımız başkalarını düşünerek değil, kendi yanlışlarını görerek, düzelterek, daha iyi olmayı hedefleyerek büyüsünler.
Bir gün Nasreddin Hoca, oğluyla birlikte eşeğe binmiş, gidiyorlar. Başkaları bunlara bakıyor ve “bak ne insafsız insanlar var, iki kişi birden zavallı hayvana binmişler, bari biriniz inip yürüsün.“ Nasreddin Hoca oğluna inmesini söylüyor. Biraz sonra yine başkaları, “aa şuna bak, koca adam eşeğe binmiş, çocuğu yayan yürütüyor.” Bu sefer Nasreddin Hoca iniyor, oğlunu bindiriyor. Bu defa başkaları “şuna bak! Delikanlı eşeğe binmiş, ihtiyar babasını yürütüyor.” Demişler. Bu sefer ikisi birden eşekten inmişler, eşeğin yanında yürümeye başlıyorlar. Yine birileri “şunlara bak, yanlarında eşek varken yayan yürüyorlar” diyor.
Nasreddin Hoca hikayesinde olduğu gibi, başkalarını mutlu etmek mümkün değil. Her şıkkı denediği halde yine de eleştirecek bir şey buldularsa, önemli olan, kendinize göre doğru olanı yapmaktır. İnsanları memnun etmek için kendimizi onların beklentilerinin rüzgarına ne kadar kaptırıyoruz?
Hayatınızı eğer başkalarının sizden beklediklerine göre yaşarsanız, kendinizi kullanılıyor gibi hissedersiniz? Kendi yaşamınızı kendiniz kontrol etmelisiniz. Her insanın bir sınırı vardır. O sınırı aşmalarına müsaade etmeniz demek kendinizden taviz vermeniz demektir. Kendinizi ve çocuklarınızı iyi tanıyorsanız, sınırlarınız da biliyorsunuz demektir. Tabi ki başkalarının bize söylediği şeyleri dikkate alacağız; fakat bu sözler bizim sınırlarımızı aştığında da “hayır” demeyi becereceğiz.
Çocukların yetişmesinde ailelerin rolü çok büyüktür.
Bazı aileler yarış havasındadırlar: “hadi bakalım o yaptı sen de yap!”
Bazıları işbirlikçidir: “beraber yapın, arkadaşınla beraber oynayın!”
Bazı aileler düşmanca yaklaşır: “Falanca bana şunu yapmıştı!”
Bazı aileler baskıcıdır: “güneş batmadan evde ol!”
Bazıları özgürlükçüdür: “hadi çocuğum sabah kadar gez!”

Çocuklarımızı sahip olduğumuz değerlere duyarsız kalmadan fakat, toplumun genel kurallarına ve genel doğrulara göre yetiştirmemiz gerekir. Belki toplum olarak bizim bildiklerimiz de yanlış olabilir. Bildiklerinizle yetinmemeli ve kitaplardan genel doğruları öğrenmeliyiz.
Bazı anne babalarda çevrenin en iyisi olma takıntısı olabilir. Her şeyin en iyisi olmayabilirim ama yaptığım şeyi en iyi yapmaya çalışırım.
Her nesil, bir önceki neslin değerlerini emanet ettiği bir yerdir. Yeni nesil bu değerleri sınamalı, gerekmeyenleri ortadan kaldırmalı, kalanları ise yeni değerlerle kaynaştırıp kullanmalıdır. Değişim böyle sağlanır.

“SEN BİZİM İÇİN ÖZELSİN”
Çocuklar, “özel” olduklarına inandıklarında her şeyi yapabilirler. Her zaman “insanı engelleyen en büyük şey, kendisidir” deriz. “insan kendini aştı mı her şeyi aşar” deriz. Ama söylediklerimizi pek yapmayız. Bu da bizim zorunlu başarımızı engeller.
Sizin çocuğunuz yaramaz da olsa, tembel de olsa, arkadaşlarıyla sorunları da olsa, sizin istediğiniz şekilde davranmasa da,zayıfı da olsa, sınavlarda istediği(niz) puanı alamasa da, üniversiteyi kazanamasa da o sizin çocuğunuzdur. Ve mutlaka herkeste olmayan, ama onun çok güzel yaptığı bir özeliği vardır. dersleri zayıftır ama çok saygılıdır, çok sinirlidir ama çok şefkatli de olabilir. Anne baba olarak bizim bu yönlerini çocuğumuza hissettirmemiz, bunları keşfetmesine yardımcı olmamız gerekir. Hatta arkadaşlarınıza karşı da çocuğunuzun “özel” olduğunu hissettirmeniz, çocuğunuzun özgüvenini artırır. Çocuğunuz sizin ona duyduğunuz güveni ve sevgiyi başkalarından duymaktan dolayı çok mutlu olacaktır.
Çocuğunuz “ her şeye rağmen, ne kadar hata yaparsam yapayım, ben annemin ve babamın yanında özelim. Onların yanında benim her zaman bir yerim var. Hata yapsam bile bu hatanın üstesinden gelmek için beraber çalışırız. Ama hatam yüzünden beni yok saymazlar, evlatlıktan atmazlar, hakaret etmezler.” Diye düşünebiliyorsa, bir çok sorunun üstesinden başarıyla gelecektir.
Abraham Lincol’un oğlunun öğretmenine yazdığı mektubu oku. (OKUL EVDE BAŞLAR SYF: 102)

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>