EĞİTİMDE MARKALAŞMA

Eğitim, yeni kuşakların toplum yaşamındaki yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayış elde edilmesi ve kişiliklerin geliştirilmesi etkinliğidir.

Her tanımda eğitimin yeniye, güzele varma amacı vurgulanır.Sözgelişi 19. yüzyılın iki reformcusu Locke ve Roussean’nun eğitimle ilgili görüşleri çağdışı kalmıştır.Oysa onlar Bertran Russell’in dediği gibi yaşadığı çağın en büyük düşünürleriydi.Tarihsel süreç içerisinde toplumların ekonomik, siyasal, sosyal beklentileri değişir.Bu değişime ayak uydurabilmenin tek yolu yeni düşünceler üretmektir.Bu da ancak her yönü ile çağdaş bir ortamda özgür, laik, demokratik kalitesinden ödün vermeyen marka olmuş eğitim kurumları ile gerçekleştirilebilir.

Marka Nedir?

“Marka ; ticarette, üretilen ve yapılan malları, aynı cinsten olan başkalarından ayırmaya yarayan işarettir.Marka malın ya da ambalajın üzerine konur.” Türkiye’de 1965 tarih ve 551 sayılı Markalar Kanunu ile yapılan düzenlemede marka sözcüğü böyle tanımlanmaktadır.

Marka, Oxford Amerikan sözlüğünde “Kimlik belirlenmesi amacı ile sıcak bir demir yapılan işaret ve bu amaçla kullanılan demir olarak tanımlanır” ve Amerika’da kovboylar ile başladığı belirtilir.Oysa bu durum yalnız Amerika’da kovboylara ait bir özellik değildir.Anadolu’da da Yörükler hayvanlarına kızgın demir ile işaret koyarak kendilerine ait olduklarını belirlerler.

Onlarca değişik çeşit marka tanımına rastlamak mümkündür.Eşyalara marka vurdurma geleneği Ortaçağ’ın başlarından itibaren Avrupa’da görülür.Örneğin Fransa krallarının çamaşırlarına marka olarak zambak işlenirdi.Çamaşırlara marka fildişinden yapılma küçük mühürlerle gerçekleştirilirdi.Fransa’da bu gelenek Fransız İhtilaline kadar sürdü.

Ortaçağ ve Yeniçağ’da kaliteli ürün yapılmasını sağlamak amacı ile birçok ülkede Lonca örgütleri marka vurmayı zorunlu kıldılar.Böylece kendi loncalarında çürük ,kısa sürede yıpranan ürün yapımını engellemeye çalıştılar.Marka vurmayan esnafları loncalarından attılar ve mesleklerini icra etmelerini önlediler.

Marka anlayışı sanayi devriminden sonra malın ,hizmetin kalitesini gösteren işaret olarak algılanmaya başlandı.Büyük kuruluşlar rakiplerine fark atabilmek için amblem ve logo kullanarak kaliteleri ile kendilerini diğerlerinden ayırmaya başladılar.

Günümüzde ise marka, ticaretin olmazsa olmaz koşulu olarak algılanmaktadır.

Çünkü; her sektörde serbest piyasada yaşanan rekabet yalnız iyi olanların ( marka ) ayakta kalmasına olanak vermektedir.

Markalar insanların yaşamları boyu yıllarca yaşar, oysa ürünler ölürler!…İşte uzun süreçte kazanmak ve pazarda varlığını sürdürmek isteyen firmalar bundan dolayı markalarına yatırım yapıyorlar ve marka olmak için uğraşıyorlar.Bu gerçekten uzun soluklu bir süreçtir. Bugün yatırım yapıp yarın sonuç almak gibi beklentileri olanlar hayal kırıklığına uğrayacaklardır.Bu süreçte ancak ,uzun soluklu davranabilenler kazanacaktır.

TÜRKİYE’DE MARKA YARATMANIN ZORLUKLARI:

Ülkelerin marka yaratmaları, bulundukları ekonomik, siyasal, toplumsal durumları ile direkt ilgilidir.Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde marka yaratmak için büyük emekler verilse de çoğu zaman istenilen başarıya ulaşılamıyor.İşverenler, işçiler iyi bir şeyler yapmak para kazanmak istiyor,küçümsenemeyecek yatırımlar yapıyor, paralar harcıyor.Ancak çoğu zaman harcadığı paranın karşılığını alamıyorlar.Bunun nedeni :

- okunan sürekli yayınların ve kitapların azlığı
- seminerlere, panellere katılımların azlığı
- “işe adam değil,adama iş” mantığının hala etkili olması
- uzmanlığa, bilgiye, kişisel gelişime yeterince değer verilmemesi
- “her şeyi ben bilirim” zihniyeti
- gereksiz yere yapılan reklam ve sponsorluklara fazla para harcanması
gibi bilinçsizlik ve bilinçsizliğin etkinliğinden dolayı markalaşmak çok zor olmaktadır.Türkiye’de birçok marka var gibi görülse de çoğu görecelidir.Kartondan yapılmış fildişi kulesi örneği gibidirler.Küçük bir sarsıntıda yok olmakla yüz yüze kalabiliyorlar.

Türkiye’de bunlardan dolayıdır ki ;
- Sürekli ekonomik sorunlar yaşanmaktadır.
- İşsizlik büyük sorun olarak sürmektedir
- Üniversiteli iş adamlarından daha çok ,alaylı işadamları daha etkilidir
- Piyasada uzman olmayan uzmanlar doludur

Ve doğal olarak bütün bunların toplamı ve sonucu olarak firmalarda verimsizlik etkili olmaktadır.

Türkiye’de ki firma ve kurumlar tüm bu olumsuzlukları yaşamak istemiyorsa uzmanların yardımı ile markalaşma için AR-GE’ lerini oluşturmalı ve AR-GE desteği ile çağın koşullarına göre sürekli yenilenip gelişmelidirler.

EĞİTİMDE MARKA OLMANIN ZORUNLULUĞU :

Bütün sektörler için geçerli olan markalaşma ,eğitim sektörü için de geçerlidir.Çünkü rekabetin arttığı, velinin ,öğrencinin bilinçlendiği bir ortamda öğrencinin eğitim hizmetini satın alması, kaydını yaptırması için bir gerekçesi olmalıdır.Eğitim kurumunu kendisi ile özdeşleştirmeli, yaşam biçimi ile ilişkilendirmeli ve hizmeti satın almayı yaptığında kendini iyi hissetmelidir.

Son 10-15 yıldır Türkiye’de belli sayıda eğitim kurumları markalaşma sürecine girmiştir.Bazıları güçlü bir marka olarak kendilerini hissettirmeye başlamışlardır.Ancak çoğu hala güçsüzdür. Bunun temel nedeni ise ,” bilginin, uzmanlığın yeterince devreye sokulmamasıdır.Hatta iyi durumda olan markaların bazıları bile sezgiler, tahminler, öykünmeler hatta rastlantı ve şans olarak gelişmiş, bugünlerine ulaşmıştır.”

Marka olmuş okul öncesi eğitim kurumları, ilköğretim okulları,liseler, üniversiteler ve dershaneler kalite ve ekonomik yönden geleceğe daha güvenle bakarlarken , öğretmen, öğretim görevlileri ya da diğer yetkin çalışma elemanları bulmakta zorlanmazken ,marka olamamış eğitim kurumları günü kurtarma mücadelesi vermekte geleceğe kaygı ile bakmaktadırlar.

Kısacası ayakta kalmak ,süreklilik göstermek isteyen tüm özel eğitim kurumlarının tek çaresi markalaşmak ve kaliteli hizmet vermektir.

Çünkü kalite,günümüzde bireysel ve kurumsal başarının anahtarı olarak kullanılmaktadır.Bu anlayış birdenbire ortaya çıkmamıştır.Hızla değişen ve globalleşen dünyada bu değişimi hızlandıran teknoloji, ekonomik, toplumsal ve yönetsel değerler, daha güzel, daha iyi olanaklarda yaşama çabaları kalite kavramını ortaya çıkarmıştır.Hatta kalite kavramı yetmediği için marka olayını zorunlu kılmıştır.Günümüzde ulusal ve evrensel düzeyde üretim ve hizmet sektöründe zorlu rekabet ortamında sektörlerin var olmaları, yaşamaları,süreklilik gösterebilmelerinin başka çıkar yolu kalmamıştır.

“ Davranış değiştirme süreci ” olarak tanımladığımız eğitimde de markalaşma kaçınılmazdır.Değişim ve gelişmelerin hareket noktası olan eğitim her türlü geçişin hareket kapısıdır.Buna bağlı olarak da eğitim kurumları mevcut konumlarında yapısal ve işlevsel değişiklik yapmak zorundadırlar.Yoksa süreç içerisinde hantallaşırlar ,günün gereksinimlerine yanıt veremezler, küçülürler ve sonunda yok olup giderler.Bu duruma düşmemek için eğitim kurumları vakit
geçirmeden kendileri ile yüzleşmeli,kaliteli olanı yetiştirebilmek için markalaşmalıdır.

EĞİTİMDE MARKALAŞMANIN SÜRECİ :

Marka ,nesnel ve öznel özelliklerin karışımıdır.Eğitimin nesnel özellikleri öğretmen, doküman, eğitim ortamı,binadır.Öznel özellikleri ise eğitim kurumunun markasıdır.Bunun yarattığı güvenilirlik, aranılırlık, itibardır.İşte bu güvenilirliği ve aranılırlığı yaratma sürecinde bazı kuralların uygulanması zorunludur.
Bu kuralları şöyle sıralayabiliriz:

Kalite :

Kalite mükemmeli olağandan ayıran özelliktir.Eğitimde kalitenin hedefi daha fazla başarı ve daha az başarısızlık,olağandan sıyrılmak mükemmele ulaşma çabası olmalıdır.
Eğitimi bir üretim hattı olarak düşünmemeli, sonu olmayan bir eğitim-öğretim süreci olarak ele almalı.Kurumun sağlayacağı hizmetleri ve standartlarını açık bir biçimde tanımlamalıdır.Bunu yaparken de veli, öğrenci, öğretmen ile işbirliği yapmalıdır.Velinin, öğrencinin ,öğretmenin beklentilerinin hızla değiştiğini görmelidir.Yarınlarında varolmak isteyen eğitim kurumları “ öğrenci ” odaklı bir kalite sistemi geliştirmek zorundadır.Ama şunu da unutmamak gerekir kaliteyi ön plana çıkarmak bunun yeterli olacağını düşünmek markalaşmada hüsrana neden olabilir.Çünkü markalaşmada kalite gereklidir fakat tek başına olursa yetersiz kalır.

Tanıtım ve Reklam :

Bir markanın doğuşu tanıtımla sağlanır.Burada reklamın ön planda olacağı anlamı çıkarılmamalıdır.Reklam doğduktan sonra gereklidir.Doğuş sürecinde kamuoyunu kurumumuz hakkında konuşturabiliyorsak bu daha etkilidir. Veliyi, öğrenciyi, öğretmeni, eğitim kurumumuzun kalitesi,mükemmelliği, başarısı hakkında konuşturmak zorundayız.Bunu sağladıktan sonra da, sağlıklı büyüyebilmek için reklama gereksinim vardır.Ancak şunu da unutmamalı Laura Rios’in dediği gibi “Reklam bütçemiz bir ülkenin savunma bütçesi gibidir.Reklama ayırdığımız paralarla hiçbir şey satın alamazsınız, onlar sadece Pazar payını rakiplerimize kaptırmanızı engeller.”

Amblem ve Logo :

Amblem markanın işaretle sembolleştirilmesi.Logo ise markanın isim
olarak yazılmış, dizayn edilmiş halidir.Markalaşma sürecinde bunlar iyi belirlenmeli, çağdaş, çekici , anlaşılır, akıllarda kalıcı olmalı ve kolay kolay değiştirilmemelidir.

Sözcük :

Marka eğitim kurumu ,velinin, öğrencinin, öğretmenin zihninde yer edinecek bir sözcüğe sahip olmalıdır.Başarı,güven,kalite gibi….ya da etkili bir cümleye “hiçbir başarı tesadüf değildir”, “başarının adresi ” gibi….

İsim :

Uzun süreçte marka bir isimle özdeşleşir, örtüşür bunu sağlamada eğitim kurumunun yaptığı işle markasını örtüştürmesi gerekir. Ankara TED, Final ,Sınav, Koç, Sabancı …v.b .Böylece ismin markalaşması kolaylaştırılır.Ancak isim yaratmakla marka yaratmanın farkını da unutmamak gerekir.Bazen marka yarattıklarını sanırlar, oysa sadece meşhur isimler yaratırlar.Yapılan bu hatalar kurumun sürekliliğini önler. Marka isimleri her zaman şirket isimlerinin önüne geçmelidir.

Yayılma ve Daralma :

Bir markayı yaratırken marka gücünün yayılma oranı ile ters orantılı olduğu unutulmamalı, markayı genişletmek kısa vadede kar marjını genişletse bile o kurumun işlevinin değiştiği imajını verir.Böylece genişleme-yayılma markanın en kolay baltalama yolu olmuş olur. Hele bu marka başka (eğitim dışı) kurumlara da verilirse bu süreç daha da hızlandırılmış olur.Marka dar tutulursa daha güçlü olunur.Eğitimin bir koluna diyelim ki ÖSS pazarına hükmetmek için daha güçlü olunur.

Öncü markalar kategorilerini ( etkili alanlarını )genişletebilirler ancak markalarını asla genişletmemeliler.Ancak bu durum ,marka olmuş isimlerin eğitime pay ayırdıkları zaman değişebilir (Koç ,Sabancı gibi ).

Kurum Arkadaşlığı :

Bir kategori yaratabilmek için, bir markanın, başka markalara da çağrıda bulunması gerekir.Güçlü, egemen olan marka rakiplerine katlanmakla yetinmemeli onları davet etmelidir.Koç Holdingin eğitimde diğer holdinglere örnek olduğu gibi.

EĞİTİMDE MARKALAŞMANIN YOLU :

İşe Uygun Üst Yönetim Kadrosu :

Burada en önemli unsur liderdir.Öncelikle lider ve yönetici arasındaki
ayrımın farkında olunmalı.Zaman zaman birbirine karıştırılan bu iki kavram arasında önemli farklar bulunduğu unutulmamalıdır.çünkü geleneksel “yönetici” tutum ve alışkanlıkları ile gelişme, yenileşme sürecinin önünde ciddi engeller oluşturmaktadırlar.Çünkü yöneticilerin birçoğu kendini yenilemez, geliştirmezler.

Bundan dolayı yöneticiler seçilirken “liderlik” özelliğine sahip olanlardan seçilmeli ve beyin kadrosu iyi oluşturmalı.

Yani öncelikle yapılacak işin hedef kitlesine uygun vizyona sahip bir eğitim kurumu sahibi ya da ortakların içerisinde kabul edilmiş lideri olmalı. Sonra da , onun kurumda yapacağı değişikliklere, gelişmelere ayak uydurabilecek, vizyon sahibi, kültürlü, soran, sorgulayan, gerektiği zaman karar alıp uygulayabilen bir üst yönetim kadrosu bulunmalıdır.

İyi Bir Çalışanlar Grubu Oluşturulmalı :

Etkili iletişim kurabilen, entelektüel, diksiyon ve fiziksel olarak kendini öne çıkarabilen bir çalışanlar grubu, bu grupta da takım ruhu oluşturulmalıdır.Ben yerine “biz” diyebilen anlayışı egemen kılmalı ve kesinlikle başarıları ödüllendirilmelidir.Ve unutulmamalı ki ; ancak iyi güdülenmiş çalışanlarla marka oluşturulabilir.

Kaliteli Hizmet :

Eğitim sektöründe kadro, doküman, yayın, fiziki konum ve şartlar ile öne çıkılmalıdır yoksa “ seçmek diğerlerinden vazgeçmektir ” sözü oluşturulamaz.

Hedef Kitlenin Belirlenmesi :

Hedef kitlenin belirlenmesi değişik ölçütlerden yararlanıp değerlendirmesi dikkatlice yapılmalıdır.Çünkü bütün öğrenciler hedef kitle olamaz.Ekonomik, demogratik, sosyolojik, psikolojik hatta kişisel etkenler göz önüne alınarak kitle belirlenebilir.

İsim Verme :

Markalaşmaya gidilecekse, isim seçimine dikkat edilmeli, eğitim karakterine uyan kitlenin kulağına hoş gelen, eğitimi, başarıyı, yaptığı işi çağrıştıran bir isim verilmeli

Tanıtım :

Marka, kalitede olduğu kadar iletişim anlamında da tanıtımla marka örtüşmelidir.Görsel kimlik ve halkla ilişkiler son derece önemlidir.Bu arada en çok dikkat edilmesi gereken nokta eğitim kurumu sahiplerinin zevk ve beğenilerine göre tanıtım ve reklam yapılmamasıdır.Bu iş uzmanlarına bırakılmalıdır.Yoksa markalaşma da kurumsallaşma oldukça zor olur.

Değerlendirme :

Ne yapılırsa yapılsın, hangi icraatta bulunulursa bulunulsun mutlaka değerlendirilmeli.Üst yönetim öğrencinin, velinin, öğretmenin ve diğer çalışanların görüşlerini almalı, önerilerini değerlendirmeli, araştırmalı ileriye bakarken mutlaka ara sıra geriye dönüp değerlendirme yapmayı da unutmamalıdır.

Geliştirme ( AR-GE ) :

Sürekli gelişme, kalitenin artırılması , imajı da ,karı da artıracaktır.Bu nedenle AR-GE’ye çok önem verilmeli kurumun harcama payları arasında mutlaka yer almalıdır.Dünyadaki yenilikleri, gelişmeleri izleyecek, onlara uyum sağlayacak bir birim oluşturulmalıdır.

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>