ÇOCUKLARDAKİ OLUMSUZ DAVRANIŞLARI OLUMLUYA ÇEVİRME YÖNTEMLERİ

1. Kararlı Olmak : Çocuğunuz haftasonu arkadaşında kalmak istedi. Siz de izin vermediniz. Israr etti gene izin vermediniz. Yalvardı gene yok. En sonunda ağlamaya başladı. Hem söyleniyor hem ağlıyor. Siz de o sussun diye “öf git ne yaparsan yap” dediniz.
Çocuk bu davranış karşısında ne öğrendi? “annemden bir şey istediğimde önce rica edeyim. Vermezse, ısrar edeyim. Yine vermezse surat asıp tekrar isteyeyim. Yine vermezse ağlayayım. Yine vermezse sesimi yükselterek ağlayayım. O zaman mutlaka benim istediğimi yapacaktır.”
Yemek başında da aynı kavga çok yaşanır. Çocuk izlediği tv programından kopamadığı için sofraya oturmak istemez. Anne, “yemezsen yeme, sabaha kadar aç kal da öğren” der. Daha annenin bulaşıkları bitmeden çocuk “acıktım!” diye bir nara atıyor. Anne de koşarak odaya gelip merhametinden, “yavrum ne yersin? Yemek mi getireyim, tost mu istersin?” diye sorunca çocuğu bir daha akşam sofrasına oturtmak mümkün olmuyor.
Çocuklarımızı olumlu yönde geliştirmek istiyorsak anne babanın evetleri gerçek “evet”, hayırları gerçek “hayır” olmalıdır. Anne farklı baba farklı davranırsa çocuk anneye karşı başka davranan babaya karşı başka davranan bir çocuk olacaktır.

2. Tutarlı Olmak : Çocuğunuz sizi özlemiştir. Akşam eve gittiğinizde sizinle oynamak ister. Sizin de keyfiniz yerindedir. Yavrunuzun tepenizde dolanıp durmasına ses çıkarmazsınız. Başka bir gün çok moraliniz bozuktur. Çocuğunuzun her yaptığı size batar ve kızarsınız. Çocuk bu durumda doğru davranışın ne olduğunu öğrenmez. Sadece ortama uygun davranmayı öğrenir.
Yalnızken çocuğun davranışlarına kızmaz, yanımızda birileri varken “ aa çok ayıp, ben sana yapma demedim mi?” dersek çocuğumuzun tutarlı kişilik geliştirmesine engel oluruz.
Çocukların sağlıklı kimlik geliştirmeleri açısından ailede birlik sağlanmalıdır. Anne ne diyorsa baba ona uymalı, hatta yanlış söylüyorsa onu o anda uyarmamalıdır. Daha sonra birlikte verilen doğru karar uygun bir dille çocuklara aktarılmalıdır. İki tarafın da birbirini kötülediği bir aile ortamında çocuk, kendine sevecek başka birini bulacaktır.
Ailede sevgi, saygı ve birlik olmalıdır. Çocuğa uygulanacak disiplinde birliktelik sağlanmalıdır. Ailedeki en ufak bir geçimsizlik ve uyumsuzluk, çocukların yaşamına hemen etki etmektedir. Çocuk bu durumda sosyalleşme ve ahlak bakımından olumsuz gelişmeler yaşayabilir. Evde otorite olmayıp, anne babaya ait iki farklı kural olursa, çocuk neye uyması gerektiği konusunda bir fikir edinemeyecektir. Annesini de babasını da seviyor. Ama ikisinin kuralları farklı. Çocuk kime uyup imi memnun edecek? Buna karar veremeyen çocuk bir süre sonra bu ikiliği kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya başlayacaktır.
Ailede otorite kuran kişi baba ise, erkek çocuklar iyi ve sorumlu yetişmektedir.
Otoritede eşitlik çocuğun gelişimi açısından pek uygun değildir. Kendine en az güveni olan gençler bu ailelerde yetişenlerdir.
Otorite annede ve anne erkek rolü üstlenmişse, çocuk yeterli duygusal doyumu sağlayamaz. Çocuk sevgi açlığı çeker. Çünkü anneler, evde babayla çocuklar arsındaki köprü gibidirler, kaynaştırıcı unsurdurlar. Genelde “en son babalar duyar.” Baba duyana kadar da anne, olayı yumuşatır ve babaya uygun hale getirir. Evde anne de baba gibi erkeksi bir tutum sergilerse çocuk bu yumuşaklığı bulamaz ve ailesinden kopabilir.
Ayrıca otoritenin annede olması, çocukların cinsel kimlik gelişimlerini de olumsuz etkiler. Babanın uygun erkek modeli olmadığı ailede erkek çocuk, annenin uygun model olmadığı ailede de kız çocuk rollerini kavramada zorluk yaşarlar. Erkek çocukların sürekli kızların içinde yetişmesi ve onlarla birlikte büyümesi, ileride erkekleri kaba ve kırıcı bulmasına neden olabilir. Kız arkadaş çevresi kalabalıkken erkeklerle pek iyi anlaşamayabilir. Bu da gelecekte çocuğu sıkıntıya sokar.
Çocukları kaygılandıran en önemli şey, anne veya babanın ölmesidir. Ölümden sonra onları kaygılandıran en önemli şey ise anne-babanın ayrılmasıdır. Bir damla yağmur, koca denizde bir dalga oluşturmaz ama, aynı minik damla bir bardakta fırtınalara neden olur. Çocuklarımız bizim tartışmalarımızdan çok etkilenirler. Aile, sorunları fazla büyümeden çözmelidir. Bazı küçük tartışmaların çocukların yanında yapılmasında ve sonra da tatlıya bağlanmasında fayda vardır. Çocuk böylece anne babasının tartışsalar da ailenin bütünlüğünü koruyacaklarını ve konuştuklarında barışacaklarını öğrenir. Aile her tartıştığında “acaba ayrılacaklar mı?” kaygısı yaşamaz.

3. Sabırlı Olmak : Aramızda inşaat mühendisi olan var mı?Bir inşaat yapılacağı zaman toprağı kazarlar. Aylar geçer belki hala binadan eser yoktur. Derken bir bakarsınız, aylarca tek tuğlasını görmediğiniz bina birkaç hafta içinde bir gökdelen oluvermiş. Toprağı kazdıklarında temel attılar ve sabırla temelin iyice yerine oturmasını beklediler. Temel oturduktan sonra da güvenilir olduğuna kanat getirdiler ve apartmanı dikiverdiler. Rusya’da çatısı çöken havuzun mimarı Türk çıktı. Konya’da 11 katlı apartman çöktü. Depremde Veli Göçer göçürdü. Acaba bu binaların yıkılmasının ortak yönünün Türk müteahhitler olması sadece tesadüf mü?
Demek ki buradan şu gerçek çıkıyor : Türk insanının temel atıp, bekleyecek kadar sabrı yok. Hadi binalar yıkılıyor; altında kalan canlara ne demeli? Bina tekrar yapılır ama giden canlar geri gelmez!
İşte bunun gibi, çocuklarımızın da küçükken temellerini iyi atmazsak ileride kişilik bozukları yaşarlar ve oldukları yere yığılıverirler. Allah korusun, yıkılan binalar gibi çevrelerinde veya içlerinde bulunanlara da zarar verebilirler. O yüzden sabır, çocuk eğitiminde çok önemli bir unsurdur.
Çinliler 5 yıl boyunca sabırla suladıkları bir tohumun 6 haftada 27 metre olduğunu görünce ne kadar mutlu oluyorlardır. Oysa bizler, ne ektiysek hemen biçmek istiyoruz. Birine iyi davrandığımızda, sağlam bir nutuk çektiğimizde hemen düzelin, her şey yoluna girsin istiyoruz. Çok efendi gördüğümüz kişileri yavrularımıza örnek gösteriyoruz, hatta onları kıyaslıyoruz. Ama gidip o efendi çocuğun ailesine çocuklarını nasıl yetiştirdiklerini sormuyoruz. Başkası sabretsin, emek versin, ama bizim çocuğumuza biz bir şey yapmadan hemencecik istediğimiz gibi olsun. İstediğimiz gibi olmayınca ilgimizi iyiden iyiye kesip güya çocuğumuzu cezalandırıyoruz. Oysa asıl cezalandırdığımız ortada. Onlar istediğimiz gibi olmadığı için gene biz üzülüyoruz.
Büyüklerin dikkatini çekmenin en hızlı yolu hata yapmaktır. Çünkü çocuklarımız olumlu bir şey yaptığında takdir etmiyoruz. Sanki o yapması gereken ve onun zaten her zaman yaptığı bir şeymiş gibi geliyor bize. Çocuk da yaptığı davranıştan dolayı ilgi çekemeyince şaşırıyor. Beklediği “aferin” gelmeyince o da bu defa olumsuz davranışlar yapıyor ki siz onunla ilgilenesiniz.
Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi küheylan koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
Necip Fasıl Kısakürek

4. Evde Sevgi Olmalı : İlişkiyi yürütmenin iki yolu vardır: ekip olarak ve rakip olarak. Bir ailenin çocuklarına yapabileceği en büyük iyilik birbirlerini sevmeleridir. Anne ve baba ayrı ayrı çocuğu seviyor ama birbirlerini sevmiyorlarsa, çocuk o sevgiden bir şey anlamayacaktır. Bir sevmek de yeterli değil, bu sevgiyi göstermek gerek. Ama sevgiden şımartmamak da gerek. Çocuk, onu her durumda sevdiğinizi bilmeli. “Beni 5 alırsam seviyorlar. Anneme yardım edersem seviyor. Babamın istediği gibi olursam seviyor.” Diye düşünmemeli. Anne baba da birbirlerine olan sevgilerini çocuklarının yanında ifade etmeli.
Çocuk okuldan geldiğinde her şeyi ailesine anlatmasını istiyorlar. Çocuk da “bugün okulda bir şey olmadı” diyerek geçiştiriyor. Aile bundan rahatsızlık duyuyor. “acaba bu bize neden bir şey anlatmıyor” diye düşünmeye başlıyorlar. Çocukta “beni sınıyorlar, deniyorlar, kontrol ediyorlar” düşünceleri açığa çıkınca bana geldiler. Ben de dedim ki: “siz işten geldiğinizde birbirinize gününüzü anlatıyor musunuz? Yoksa sadece çocuğa mı soruyorsunuz?” “sadece ona soruyoruz. Biz yorgun geldiğimiz için günlük meseleleri birbirimize anlatmaya fırsat bulamıyoruz ama, çocuğumuz onunla ilgilendiğimizi bilsin diye ona soruyoruz.” Çocuk, günün nasıl geçtiğinin aile fertleri arasında konuşulmayıp, sadece ona sorulduğunu duyunca ne hissedecek? Bunun normal olduğunu, herkesin birbiriyle paylaştığı bir şey olduğunu ailesinde görmezse nasıl öğrenecek? Çocuklarda bir rahatsızlık sezdiğinizde sizin buna katkınızın ne olabileceğini düşünün. Hatanızı düzelttikten bir süre sonra çocuk da düzelecektir.

5. Karşılıklı Saygılı Olma : Çocuk işten gelen babasını karşılamıyor. Uzanmış koltuğa tv seyrediyor. Baba da buna sinirleniyor, saygısız diye çocuğa kızıyor. Çocuklarınızdan beklediğiniz davranışları kimden öğrenmesini bekliyoruz? Çocuklar kendine saygı göstermeyene saygı göstermezler, sadece severler.

6. Karşılıklı Kabullenme : Karşılıklı kabullenme, her iki tarafın kendisini, inancını, duygularını, düşüncelerini, reddedilme korkusu olmadan, dürüstçe ve açıkça ifade edebilmesidir. Sevdiğimizi söylediğimiz insanlara çok çabuk kırılıyorsak, bu onları yeterince kabullenemediğimizi gösterir. Çocuğumuzu, eşimizi, işimizi, eşimizin ailesini severiz; ama sevdiğimiz ölçüde kabul etmeyiz. Sevgimizin devamı istediğimiz şartların oluşumuna bağlıdır. Çocuğumuzu severiz. Ama karnesinde zayıf görmek istemeyiz. Sevmemiz karnedeki notuna bağlıdır. Çocuk bizim onu o karneyle kabullenmediğimizi öğrendiğinde, tekrar zayıf aldığında aileye söylemeyecektir. Ya evden kaçacak yada karnedeki zayıfı çalışmak dışında nasıl düzelteceğinin yolunu arar.
Biz onu kabullenmediğimiz için o da bizi kabullenmez. Evdeki problemler çocuğun büyümesiyle büyür. Çünkü artık o da güçlüdür.
Bir şeyi değiştirebilmek için önce onu kabul etmek gerekir.

“Bir anne oğluna kibarlığı ve temizliği öğretebilir; fakat sadece bir baba erkekliği öğretebilir. Babalar çocuk büyütmek için gereklidirler: eğlendirirler, gürültü yaparlar ve anneler dikkatli olmaları konusunda titizlendiklerinde babalar risk almaları için onları cesaretlendirirler. Parkta anneler “tırmanırken dikkatli ol” diye uyarırken babalar “tepeye kadar çık” diye bağırırlar. Babalar, çocuklarını sınırlarını zorlamaya iter. Bir çocuğun, anne ve babasının birlikte sağladığı dengeye ihtiyacı vardır. “

7. Zaman Ayırma : Eğer işlerinizin yoğunluğundan dolayı çocuklarınıza zaman ayıramadığınızı söylüyorsanız şu hikayeye kulak verin:
Bir öğretmen, sınıftaki öğrencilerine pratik bir ders vermeyi düşünür ve masanın üzerine kocaman bir kavanoz koyar. Sonra bir torbadan irice taş parçaları çıkarır, dikkatlice üsr üste koyarak kavanozun yerleştirir. Kavanozda taş parçaları için yer kalmayınca sınıfa sorar : “kavanoz doldu mu?” sınıftaki herkes “evet” cevabını verirler. “demek doldu” der öğretmen. Hemen eğilip bir kova küçük çakıl taşı çıkartır ve kavanoza boşaltır. Sonra kavanozu eline alıp sallar. Böylece küçük parçalar, büyük taşların sağına soluna yerleşirler. Öğretmen yeniden sorar : “kavanoz doldu mu?” işin sanıldığı kadar basit olmadığını sezen öğrenciler bu kez “hayır, tam da dolmuş sayılmaz”. Öğretmen, “doğru” diyerek tasdik eder onları. Sonra da masanın altından bir kova kum çıkarıp kavanoza döker. Ve yine sınıfa yönelir : “kavanoz doldu mu?” Yine “hayır, dolmuş sayılmaz” cevabını alır. Tekrar “doğru” diyerek tasdik eder onları ve bir sürahi suyu kavanoza boşaltır. Kavanoz artık dolmuştur.
Eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız, daha sonra asla koyamazsınız.
İnsanlara onlar için hayatta en önemli 3 şeyin ne olduğunu sorduğumuzda sıklıkla “eşim, çocuklarım, işim” cevaplarını alırız. En önemli şeylerinin eşleri ve çocukları olduğunu söyleyen kişiler, bütün zamanlarını işleri ile doldururlar. Onlar için en önemli şeyin işleri olduğunu sanırsınız.
Bir insan ölüm döşeğinde son nefesini verirken, “ah keşke biraz daha yaşasaydım. Bir ev daha alsaydım. Biraz daha zengin olsaydım.” Demez. Ama “keşke şu çocuklarımı daha iyi yetiştirseydim de hayatlarını kurtarsalardı.” Veya “keşke çocuklarımla daha fazla zaman geçirseydim de onlara daha fazla şey öğretebilseydim.” Der. Biliyorum, işlerinizle uğraşırken de çocuklarınızın yarınlarını düşünüyordunuz. Ama yarınlarını düşünürken, bugünlerini yazık etmeyiniz. Hiç olmazsa eve geldiğinizde tv’ye ayırdığınız zaman kadar çocuklarınıza ayırın. Tv başında oyalanmanın ne size ne çocuğunuza bir faydası yoktur. Üstelik yorgunluğunuzu da gidermez. Çocuğunuzla ilgilenin; bari ona bir faydanız olsun!
Televizyonda haberler mesela. Gün içinde her saat başı var. Gazeteler, dergiler, her yer haberlerle dolu. Ama baba illaki akşam haberlerinin tamamını tekrar tekrar kanal gezerek izler.
Aynı durum maçlar için de geçerlidir. Özel kanaldan izler. Spor haberlerinde önemli pozisyonları ve özetlerini izler. Maraton gibi, 15 dakikalık pozisyonu 45 dakika gösteren programları izler, maçın kritiğini yapar, hakemi suçlar, futbolcuya kızar.
Tüm bunlar bitene kadar da çocuk çoktan uyur. Kimi zaman aynı evin içinde birbirini birkaç gün göremeden yaşayan baba-çocuk bile vardır.
Sizi tanıyanlar, sizin için “çok iyi bir doktordur” demeden önce “çok iyi bir babadır” diyebiliyorlar mı?

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>