AİLE İÇİ SAĞLIKLI İLETİŞİM

Aile içi iletişimi sağlıklı hale getirmenin ilk şartı DİNLEMEKTİR. Publiylus Syrus; “çocuğuna servet bırakmak isteyen anne baba ona iyi dinlemeyi öğretmelidir” diyor.

Hepimiz iyi birer dinleyici olduğumuzu düşünürüz. Peki çocuklarımızla konuşur muyuz? –tabi ki konuşuruz. Çocuğuyla konuşmayan var mı? –yok. Peki çocuklarımızla günde ne kadar konuşuyoruz? -25-30 dakika konuştuklarını ifade eden ailelere tekrar bir soru: televizyon kapalıyken, başka bir işle meşgul değilken, gazete okumuyorken, yemek yemiyorken, nasihat etmeden, eleştirmeden, yargılamadan, sadece çocuğunuzla iletişime geçerek, beraberce bir şeyleri paylaştığınız, karşılıklı diyalogların yaşandığı konuşma kaç dakika sürüyor?

Soruya bu ölçüler eklenince yapılan araştırmalar, günlük konuşma süresinin ortalama 3 dakika olduğunu tespit etmiştir. Ülkemiz babalarının etkin bir şekilde dinleyip, paylaştıkları süre sadece 3 dakika. 3 dakikada çocuklarımıza, anne baba olarak kendi mesajlarımızı, örf ve adetlerimizi, toplumsal ahlaki değerlerimizi verebilme adına ne kadar etkilidir? Sonra da “şimdiki gençlerde ne saygı var ne sevgi. Kültürlerini bile bilmiyorlar” deyiveriyoruz. Üçer dakikayla ne kadar öğretebiliriz ki…

DİNLEMEYİ ENGELLEYEN ANNE BABA TUTUMLARI

1. KOMUTAN TAVRI: “Çocuğum bütün işlerini benim denetimimde, benim istediğim zamanlarda ve benim istediğim şekilde yapmalı.” Bu roldeki anne babalar çocuklarıyla ilgili olan her şeyi kontrol etmeleri gerektiğine inanırlar. Çocuklarının ihtiyaçlarını genelde kısıtlamaz, ihmal etmez. Çocuğu için her şeyin en iyisinin kendisinin önerdiği şekilde yapılmasını ister. Olaylar istediği gibi yapılmadığında, emir veya tehdit yoluyla çocuğunu kontrol altında tutmak ister.

2. ÖĞÜT VERME : “Biz senin için fedakarlık yapıyoruz, aman yüzümüzü kara çıkarma. Baban gece gündüz bizim için çalışıyor” gibi cümleleri uzun uzadıya anlatırlar. Bu roldeki anne baba çocuklarına yapmaları gereken şeyleri öğütlerler. Çocuklarının da öğütleri aynen tutmalarını isterler.

3. HER ŞEYİ BİLME: Bu roldeki anne baba, her şeyi bilir. Çocuk onlara bir şey anlatamaz. Leb demeden Çorum’un özelliklerini sayan tiplerdir. Çocuk bir şey anlatmak istediğinde “tamam tamam sen gene şundan bahsediyorsun” diye çocuğu sustururlar.
Aslı: baba yarın öğretmen….
Baba: öğretmen yarın okula çağırıp yine para isteyecek, ben onları bilirim…
Aslı: hayır, öğretmenim…
Baba: sen yine yaramazlık yapmışsındır o zaman, yoksa beni niye çağırsın. Ah kızım ah.
Aslı: baba öğretmenimizin tayini çıkmış.
Bu tür ailelere bir şeyler anlatmak çok zordur. O hep biliyordur zaten ve bildiği şeyi de dinlemez. Çocuğuyla ilgili bir problem vardır, anlatamazsınız. Veya anlatırsınız ama karşı tarafta hiçbir hareketlilik yoktur. O her şeyi bildiği gibi çocuğunu nasıl yetiştirmesi gerektiğini de biliyordur ve asla hata yapmamıştır. Oysa, karşımızdaki insanı doğru olarak anlamak için önce sonuna kadar dinlemek gerekir. Konuşması bittikten sonra konuyla ilgili sorular sormalı ve anlatılanları doğru anladığımızdan emin olmalıyız. Ağzımızı açıp gözümüzü kapamadan önce bir daha düşünmeliyiz.

4. SAVCI TAVRI : Savcıya göre zanlı baştan suçludur, onun suçlu olduğunu kanıtlamaya çalışır. Bu tür anne babalar da çocuklarını daha baştan suçlu ilan ederler. Murat’la Emre yan odada oynamaktadırlar. Emre ağlamaya başlar. Anne baba hemen seslenir: “Murat ne yaptın gene kardeşine?” Halbuki Emre kendi düşmüş olabilir.

5. ELEŞTİRMEN : “Önünden ye, elinle yeme, senin kadar dağınık çocuk görmedim, ben senin yaşındayken…” Bu anne babalar çocuklarını sürekli eleştirirler. Sorduğunuzda da “her türlü hatasını bu eleştiriler karşısında düzeltsin, beni örnek alsın da iyi davranışlar edinsin diye yapıyorum” derler. Bu eleştiriler, yapıcı olmadıkları için çocukta pek olumlu etki yapmaz. Aksi çocuğu hatalarına karşı sağırlaştırır.

6. UZMAN : “Komşu senin çocuk, biraz hiperaktif galiba” Bu roldeki anne baba, eğer çocuklarla ilgili biraz da kitap okuduysa biraz da eğitim aldıysa, etrafa uzman gözüyle bakarlar ve tanı koymaya başlarlar. Kendilerini bazen, çocuk eğitimcisi ve pedagog olarak görürler. Çocuklara tanı koymadan önce lütfen bir uzan görüşüne baş vuralım. Çocukların her davranışını analiz etmeye başlarsak, çocuklar sıkılırlar ve aileleriyle vakit geçirmek birlikte olmak istemezler.

7. TESELLİ ETME : “Olsun yavrum boş ver, önemli değil” Bu anne babalar, çocukları üzüntülü iken onların üzüntüsünü hafifletmek için, meseleyi halletmek yerine teselli ederler. Rahatlatıcı bazı sözler söylerler, sırtlarını sıvazlarlar. Hiçbir şey olmamış gibi, her şey yolundaymış gibi çocuklarının yaşadıkları kaygıları yok ettiklerini sanırlar. Aslında yok saydıkları yaşanan olaylar değil, çocuklarının hisleridir.

ÇOCUKLARIMIZLA SAĞLIKLI İLETİŞİM NASIL KURULUR?

Sürtüşmelerin olmaması, çocukların kapıyı çarparak çıkıp gitmemesi, kapalı bir kutu haline gelmemesi, büyüdükçe anne babasından uzaklaşmaması, büyüdüğünde anne ve babasıyla hala sohbet edebiliyor olması için çocuklarla nasıl bir iletişim içinde olmak gerekir?

Çocuklarımıza nasıl davrandığımıza şöyle bir bakalım. Çocuğumuza davrandığımız gibi bir arkadaşımıza davransak, çevremizde kaç arkadaşımız kalırdı? Çocuklarımızla iyi bir iletişim kurabilmek için, öncelikle arkadaşlarımıza gösterdiğimiz özeni, ilgiyi, dinleme becerisini, sabrı, hoşgörüyü, iyi niyeti çocuklarımıza da göstermeliyiz.

Çocuklara yetişkin gibi davranın; ama onların yetişkin gibi davranmalarını beklemeyin.
Bazı anne babalar çocuklarına, iyi bir eğitim verebilmek için, 2-3 gün küsebiliyorlar. Çocuk burada doğru davranmayı değil, problem olduğunda küsmeyi öğreniyor. Lütfen çocuklarınıza küsmeyi öğretmeyin. Sonra ileride büyük adam olurlar. Ve o zaman küsecek olurlarsa milletimiz zor durumlar yaşayabilir.

DİNLEME

Dinlemenin temelinde karşılıklı saygı ve kabullenme vardır. Aslında çevremizdeki insanlar, eşimiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız yaşamakta oldukları sorunların farkındadırlar. Belki çözümünü de biliyorlardır. Onların bizden istediği, dinlenmek ve anlaşılmaktır. Okulda en çok konuşan, sürekli derste konuştuğu için uyarılan çocukların ev hayatlarına şöyle bir bakın. Evde televizyon müptelası olmuş, kendi dertlerinden dış dünyayı unutmuş veya aile fertlerine değer vermeyen ebeveynlerle karşılaşırsınız. Çocuk kendini evde ifade edemeyince dışarıda susmak bilmiyor.

Sık sık çocuklardan veya eşlerden, “siz beni anlamıyorsunuz” cümlesini duyabilirsiniz. Dikkatlice baktığımızda, karşı tarafın anlamadığını değil, dinlemediğini görürüz. Eleştirmeden, aşağılamadan, ad takmadan, akıl vermeden, açık tepkiler vererek dinlemeliyiz. O zaman onları anladığımızı düşüneceklerdir.

DUYMAK DİNLEMEK DEĞİLDİR.

DİNLEME ŞEKİLLERİ
1. KAPALI TEPKİ: Anne baba kabul etme ve anlama isteksizliklerini belli ederek çocuğun hislerini reddederler. Kapalı tepki iletişimi keser. Çocuğunuz ağlayarak yanınıza geldi ve “Bir daha onunla oynamak istemiyorum” dedi. Ona ne dersiniz?
“Ya demek öyle. Kim bilir sen ne yaptın?” : ağlıyorsun ama suçlusun mesajı
“Oyna yavrucuğum. Ne ayıp, hiç küsülür mü? Bu kadar üzerinde durma.” : sen gereksiz bir duygu yaşıyorsun; Üzerinde durma geçer mesajı. (duyguyu hiçe sayıyor.)
“Arkadaşlar küsmez, siz çocuksunuz daha. Yine oynarsınız.” : sen küstüğüne göre, zaten arkadaş değilmişsiniz; dedim ya arkadaşlar küsmez mesajı.
“Zaten arkadaşın da isteyerek yapmamıştır.” : yavrum, her insan hata yapar, o da hata yapmış; Sen yine de oyna; ayrıca şu anda seninle uğraşacak vaktim yok mesajı.
“Sen bilirsin. İster oyna, ister oynama. Özgürsün.” : umursamıyorum seni, yalnız başına kararını ver mesajı.
“Hayırdır, tartıştınız mı?” : merak ediyorum, aslında tartıştığınız ortada ama emin olayım dedim, tartıştınız mı anlat bakalım mesajı.
“Tamam oynama. Zaten ben de o çocuğu pek beğenmiyordum.” : benim beğenmediğim kişilerle arkadaşlık kurarsan böyle üzülürsün işte; hala arkadaşlarını doğru düzgün seçemiyorsun; beceriksiz mesajı.
“Gel beraber oynayalım. O da senin kıymetini anlasın.” : iyi ki bu problemi yaşadın. Ben de bir an önce benim yanıma gel diye bekliyordum. Sen diğer insanları boş ver, bizimle ol, senin kıymetini ancak biz biliriz mesajı.
“Biraz sakinleş, sonra oynarsın.” : git, sakinleş; böylece hem kızılmayacak bir şeye kızdığını görürsün hem de ben seni bu kızgınlıkta görmek istemiyorum,; sakinleş gel mesajı
“Boş ver onlar hep öyle yaparlar zaten.” : zaten karşı taraf suçlu, üzülme mesajı.
Bu cümlelerin hiçbirinde çocuğun duygusu anlaşılamamıştır. Bu cümleleri duyan çocuk, kendi duygu ve düşüncelerini açmaz. Zaten bu cümlelere “tamam”dan başka bir cevap verilemez ki çocuk ne anlatsın?
2. AÇIK TEPKİ (YANSITICI DİNLEME): Anne baba çocuğun hislerini ve söylediklerini kabul ettiğini ve anladığını belirterek onun bu hislere sahip olma hakkını tanır. Yansıtıcı dinleme; çocuğun hissettiğini, demek istediğini anlamak ve bunu ona bildirmektir. Çocuğun kendisini daha iyi görebilmesi için anne ve babanın ayna görevi yapmasıdır. Çocuk, anne ve babasıyla konuşurken kendi duygularını görebilmelidir. Böylece çocuk kendisini anlaşılmış ve kabul edilmiş hisseder. Açık tepkiyi uygulayabilen dinleyiciler, karşılarındaki insanları rahatlatırlar. Karşılarındaki kişi anlaşılma duygusunu fazlasıyla yaşar.
Çocuğumuz gelip, “Bir daha onunla oynamak istemiyorum” dediğinde ona ne söylersek, anlaşıldığını hisseder ve ikinci cümleyi kurmak ister.
“Arkadaşına kırılmış görünüyorsun.” : evet çok kırıldım. Çünkü bana … yaptı.
“Arkadaşına çok kızdın galiba.” : kızdırdı tabi. İzinsiz, kalemimi aldı.
“Yaşadığın olay seni çok üzmüşe benziyor.” : ben de onlarla oynamak istiyordum. Beni oyuna almadılar.
Bu tarz cümlelere çocuk, yanıt verebilir. Tekrar açık tepki verdiğimizde tekrar bir ey söyler, açılır ve rahatlar. Bir sorunu olduğu zaman başkasına gitmek veya içine atmak yerine size gelir. Bu açık tepkileri sürdürmek kolay değildir. Söylediğimiz cümleler çocuğun o anki duygusunu yansıtıyor mu, bu cümleyi söylediğimde bana ne diyebilir diye düşünerek devam etmeliyiz.
İletişim gerçekten çok önemlidir. Çünkü kendimizi ifade ettiğimiz bir yoldur. Kendimizi yanlış ifade etmemek için durup düşünmeliyiz. Çocuğunuzu ne kadar çok dinliyorsanız, sevginizi de o kadar çok göstermiş olursunuz.
Akşamları eve geldiğinizde, yemeğinizi yedikten sonra, televizyonun başına oturup zapping yapmak yerine, televizyonu kapatıp, bir çay demleseniz. Eşiniz ve çocuklarınızla birlikte karşılıklı oturup, güle oynaya en azından 20 dakika, yarım saat sohbet etseniz… her gün akşam evinizde sıcak bir atmosfer olsa… inanın çocuklarınızın davranışlarında çok hızlı değişmeler olur. Yeterince ilgi görmeyen çocuklarda rastlanan hırçınlık, öfke, içekapanıklık veya saldırganlık gibi davranış bozukluklarına, ilgili aile ortamında rastlanmaz. Çocuklarınız, ruhsal, zihinsel ve fiziksel olarak çok daha olumlu şekilde gelişmeye başlar.

AZ KONUŞMAYA ÇALIŞIN

Bazı anne babalar çok konuşmakla çocuklarının yanında etkinliklerini farkına varmadan azaltırlar. Çocuk böyle durumlarda rahatça, anne babaya karşı sağır olabilir. Eğer konuşmanız gerekiyorsa, çocuğun sizi dinlemeye hazır olduğunu hissettiğiniz zamanda konuşmalısınız. Siz daha az konuşup, çocuğunuzun daha fazla konuşmasına izin vermelisiniz.

ÇOK FAZLA SORU SORMAYIN

Çocuğunuzun üzerine, onu sıkacak ve bıktıracak derecede düşmeyiniz. Bazı anneler, çocukları okuldan gelir gelmez, günlük yaşantılarını dinlemeyi ve her çocuktan konuşkan olmasını isterler. Oysa çocuklar, konuşmak istediklerinde her şeyi anlatacaklardır. Okulda neler yaptın? Öğretmen yaptığın ödevleri nasıl buldu? Yazılıdan kaç aldın? Öğleyin ne yedin? gibi sorular yerine;

“Hoş geldin yavrum, nasılsın?” demek daha az baskıcıdır. Çocuklar, sınandıklarını düşünürlerse, hiçbir sorunuza cevap vermeyebilir. İçine kapanır ve davranış bozuklukları gösterebilir.

ÇOCUKLAR İÇİN 5 SEVGİ DİLİ

Çocuklarımızla çoğu zaman iletişim kuramadığımızdan, onların bizi anlamadıklarından yakınırız. Şaşırtıcıdır ki, çocuklarımız da aynı sorundan muzdariptirler. Siz ne kadar fedakar olursanız olun, onlar için ne alırsanız alın, ne kadar teşvik edeci konuşursanız konuşun, yaptığınız her şeye kolayca kulak tıkayıp sizden rahatlıkla şikayet edebilirler. İnsanlarla onların anladığı dilden konuşmazsak, ne kadar iyi konuşursak konuşalım, derdimizi anlatamayız. Bu nedenle çocuklarımızla konuşurken de onların sevgi dillerine dikkat etmeliyiz.

Çocuğa bir top almakla, onunla top oynamak arasında nasıl bir fark vardır? bu fark kişiden kişiye değişir. Eğer çocuğumuzun birincil sevgi dili armağan almaysa ona top almamız ona yetecektir. Ama eğer birincil sevgi dili nitelikli beraberlikse onunla keyifli zamanlar geçirmeliyiz.

Birincil sevgi dilleri, zarar verecek şekilde hiçe sayılan yetişkinler, özgüven için mücadele eder ve tüm yaşamları boyunca sevilmediklerini hissederler.
Peki çocuklarımızın birincil sevgi dillerini nasıl keşfedeceğiz???
Çocuklarımızı gözlemleyelim. Başkalarına sevgilerini nasıl gösterdiklerini izleyelim. Bizlerden rica ettikleri şeylere dikkat edelim. Çoğu zaman ricalarıyla kendi sevgi dilleri uyumludur. En çok takdir ettikleri şeylere dikkat edelim. Bunlar onların sevgi dilleri için birer ipucudur.

5 SEVGİ DİLİ
1. ONAY SÖZLERİ : Anne babalar genellikle çocukları küçükken onu cesaretlendirirler. Yürümeye ilk başladığında onu teşvik ederler. “hadi bir adım daha, aferin, çok güzel, daha iyisini yapabilirsin. Hadi canım” gibi cümlelerle ona güven verirler. Düştüğünde onu eleştirmezler, aferin demeye devam ederler. Çocuk büyüdükçe onay sözleri neden kınama sözlerine dönüşür? Neden küçükken gösterilen sabır, büyüyünce de sürmez? Birincil sevgi dili onay sözleri olan bir çocuk için olumsuz, eleştirel, küçültücü sözler, onun ruhunda derin izler bırakacaktır. 35 yaşındaki yüzlerce kişinin kulaklarında hala 20 yıl önce duydukları kınayıcı sözleri bulabilirsiniz. (Bunları hatırlamayanlar, Sani‘nin hikayesinde olduğu gibi etiketlemeye hayır diyebilenlerdir.)

2. NİTELİKLİ BERABERLİK : Nitelikli beraberlik, tüm ilginin karşımızdaki kişiye verilerek zaman geçirilmesidir. Eğer sonuçta çocuğunuzu yetişkinlerin dünyasına yönlendirmek istiyorsanız, çocuğunuzun seviyesine inmelisiniz. Ona ne kadar değer verdiğinizi bilmeden, sizin ne kadar bildiğinize değer vermezler. Çocuğunuzun birincil sevgi dili nitelikli beraberlikse ve siz küçük yaşlardan beri onunla nitelikli beraberlik yaşıyorsanız, büyüdüğünde de size onunla olmanız konusunda fırsat tanıyacaktır. Ama küçükken nitelikli beraberlik yaşatılmayan çocuk, büyüdüğünde, arkadaş çevresini, çocuklarıyla zaman geçirmek isteyen anne babasına tercih edebilir. Ailesiyle bir arda olmak yerine akranlarının dikkatini çekmeye çabalayabilir. Çeteleşme veya istenmeyen arkadaşlıklar görülebilir. İleriki yıllarda çocuklarımızın yaşantılarına seyirci kalmak istemiyorsak, ona verdiğimiz değeri onun anlayacağı dilde ona ifade etmeliyiz.

3. ARMAĞAN ALMA : Eğer çocuğumuz aldığımız armağanları çabucak bir kenara koyuyor ve nadiren teşekkür ediyorsa, aldığımız armağanlara özen göstermiyor yada değer vermiyorsa, büyük ihtimalle birincil sevgi dili armağan alma değildir. Ama eğer, çocuğunuz armağanınıza çok minnetle karşılık veriyorsa, armağanı diğerlerine gösterip ne harika armağanlar aldığını anlatıyorsa, hediyeye özen gösterip önemli bir yere koyuyorsa, bakımlı tutuyor ve onunla sık sık oynuyorsa çocuğunuzun birincil sevgi dili armağan alma olabilir. Birincil sevgi dili armağan alma olan bir çocuk için armağanın çok pahalı olmasına gerek yoktur. Sadece değer verildiği gösterilmeli ve o anda en iyi şeyin o olabileceği vurgulanmalıdır. Eski oyuncakların tamir edilmesi bile bazen yeni bir oyuncaktan daha hora geçebilir.
4. HİZMET DAVRANIŞLARI : Eğer çocuğunuz, sürekli sizin işlerinize yardım etmeyi teklif edip duruyorsa ve bir şey yapacağı zaman, bunu size hissettirmek için gözünüzün içine bakıyorsa, birincil sevgi dili hizmet davranışları olabilir. Ona sevginizi iletmenin yolu hizmetten geçer.
5. FİZİKSEL TEMAS : Fiziksel temas, çocuklarda doyurulması gereken en önemli ihtiyaçlardan biridir. Araştırmalar göstermiştir ki, sık sık kucaklanan çocuklar, kucaklanmayanlara göre duygusal olarak daha iyi gelişim göstermektedirler. Çocuğumuz daha bebekken onu sevmemiz sayesinde “sevgi” sözcüğünün anlamını kavrayamadan, sevildiğini hisseder. Araştırmalar, bir çocuğun başını okşamanın, onun daha iyi uyardığını ve motivasyonunu artırdığını ortaya koymuştur.
Sözel olarak duygularımızı çok iyi ifade edebilen bir toplum değiliz ama bari çocuklarımıza sevgimizi gösterebilelim. Küçüklükten itibaren onu öpelim; büyüdüğünde de ihmal etmeyelim. Bir genç, arkadaşlarının yanında öpülmekten hoşlanmayabilir ama bu hiç sevilmek istemediği anlamına gelmez ki. Allah’tan bizim toplumumuzda bayramlar seyranlar var da, aile fertleri olarak birbirimize rahatça dokunabiliyoruz. Bayramlar haricinde kaç kişinin çocuklarına samimi ve sıcak davrandığını merak ediyorum.

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>